Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Nerede o eski bayramlar?

Yazının Giriş Tarihi: 11.06.2024 14:19
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.06.2024 14:21

Her ramazan ve kurban bayramında sıkça duyarız: Nerede o eski bayramlar?

Onlarca güzel hikâye ve yüzlerce kıymetli anı gibi geride kaldı maalesef eski, heyecanlı bayramlarımız. Mazide kaldı bayram heyecanlarımız.

Yıllar öncesinde hepimiz çocuktuk. Bayramın bir ay öncesinde heyecanımız başlardı. İpek kumaşlarla sarılacakmışçasına beklerdik bayram elbisesi almak için çarşıya çıkmayı. Bazen günlerce, bazen haftalarca bu heyecanın içinde olurduk.

Nihayetinde babalarımız bayramdan önceki son maaşını alırdı ve bizi elimizden tutarak çarşıya götürürdü. Dükkan dükkan gezer vitrinlerdeki kıyafetlere bakardık. Onlarca kıyafet beğenir hepsini almak isterdik. Çeşit çeşit ayakkabı denerdik. Annelerimizle babalarımızın tatlı tartışmaları olurdu, “Ben bunu çocuğuma giydirmem.”, “Çocuk onu beğendi, bırak beğendiğini alsın.” gibisinden…

Sonuç olarak ortak paydada buluşulur, kimsenin gönlü kırılmadan alışveriş yapılırdı.

Mesela ben, kıyafet seçmeyi babamdan öğrendim. Babamın hem içinin güzelliği hem de kıyafetinden yansıyan tevazu çocukluğumdan bu yana hoşuma gitmiştir. Hep babam gibi olmak istemişimdir. Baktığınız zaman bazı tavırlarımız nihayetinde birbirine benzedi, belki kıyafetlerimiz de; ama bir yekûn olarak ben, babam gibi olamadım çünkü babamın bazı meselelere bakışını hala kavrayamadım. Babam bir dağ ve ben onu seyrederek ona özenen bir tepeyim hala. Kırk fırın ekmek yemem değil kırk fırın ekmek pişirmem, kırk deveyi kırk hendekten atlatmam, kırk çeliği kırk örste dövmem, kırk yılı hiçbir pişmanlığım olmadan devirmem gerek babam gibi olmam için. Nasip…

Bayramlara dönelim. Bayram alışverişinden genelde bir pantolon, bir gömlek, bir çift ayakkabı ve yeni çamaşırlarla dönerdik eve çoğu zaman. Arife günü yeni kıyafetlerimizi giyer, alışverişe gelmeyen hane halkına gösterirdik. Babaannem ‘arife böceklerim’ diye severdi o gün bizi.

Annem baklava açar, sarma sarar, lokum yapardı. Evin olanca yükünü sırtlamasına rağmen bayramda da evimizi boynu bükük bırakmaz, bizim için en güzel bayram yemeklerini hazırlardı. Bütün gün sofra başında hamur yoğurmaktan, oklava sallamaktan beli bükülürdü kadıncağızın yine de bir gün ah etmez, bir gün of demezdi.

Bayram sabahı, ezandan hemen önce annem seslenirdi. Babam, kardeşim ve ben hızlıca hazırlanıp camiye giderdik. Caminin girişinde sabah namazının sünnetini kılıp kametle birlikte içeriye girerdik. Farz namazla bayram namazı arasındaki ortalama bir saate tekabül eden sürede hoca vaaz verirken, ön safta olan babamızın bir kez bile arkasına dönüp bakmayacağı güvencesiyle kardeşimle ben dışarı kaçar, bayram namazına on dakika kala camiye geri dönerdik. Bazı bayramlar o sürede eve gidip yattığımız ve annemle babaannemin bunu babama çaktırmadığı da vâkidir.

Şimdi babam bunu okusa yüzünde nazik bir tebessümle okur, belki de kısık sesle bir ‘eşek herifler’ diyip derin bir nefes alır o eski günleri hatırlayarak.

Biz kardeşimle birlikte, camiden en son çıkmayı kendisine adet edinmiş babamın başında duasının bitmesini beklerdik. Babam bütün cemaatten sonra ayağa kalkardı. Camidekilerle halka usûlü bayramlaşırdık. Artık çoğu camide bu da kalmadı ya neyse.

Camiden çıktıktan sonra eve gidene kadar tanıdık tanımadık bir sürü amcanın-dedenin bayramını tebrik eder, ellerini öperdik.

Eve döndüğümüzde annem, babaannem ve ablalarım bizi kapıda bekliyor olurdu. İçeriye girer bayramlaşırdık. Küçük olan büyüğünün elini öptükten sonra yanına geçer, kardeşime sıra gelene kadar bu böyle devam eder, sonra harçlıklar gelirdi. Babaannem balon ve çorap hediye ederdi torunlarına. Kapıya gelen çocuklara normal balon, torunlarına lastikli büyük balon…

Hemen arkasından abdest tazeleyip babamın arife gününden bilediği bıçakları, satır ve kancalarla birlikte bir tepsiye dizer, kesilecek kurban sayısı kadar da temiz havlu koyardım üzerlerine.

Bahçeye çıkar bir çukur eşerdim babam gelene kadar. Sonra tekbirler eşliğinde kurbanımızı keser, kahvaltıyı da annemin hızla kavurduğu ciğer ve böbrekle yaptıktan sonra ikinci kurbanımıza geçerdik.

Şimdi biz büyüdük, anne ve babalarımız yaşlandı. Çoğu zaman bayram için kendimize yeni kıyafetler almıyoruz bile ve yine çoğu zaman bayram gibi gelmiyor belki de.

Küçükken birilerinden duyardık: ‘Nerede o eski bayramlar?’ diye ve merak ederdik eski bayramlarda neler olduğunu. Halbuki fark etmek gerek: Değişen bayramlar değil, bizleriz. O eski bayramlar şimdi çocuklarda. O heyecan şimdi yeni çocuk olanların. Biz artık, ‘Nerede o eski bayramlar?’ sorusunu sorup, geçmişe duyduğumuz hasretle derinden bir ‘ah’ çekme makamındayız.

Ah… Nerede o eski bayramlar?                                                                                                     

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
Bursa
    cami
      En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.